ANA SAYFA

12 Ocak 2016 Salı

Kadın Erkek Eşitliği



Türkiye'deki en samimiyetsiz söylem hangisi diye sorsalar, ilk sırada bu konuyu gösteririm sanıyorum.

Çok iddialı bir çıkış olacak belki ama, kadın hakları savunucusu görünen erkeklerin çoook büyük kısmı, belki %90'ı, hatta belki %95'i bu konuda samimiyetsiz ve ikiyüzlü. Bu konuyu gerçek anlamda içselleştirerek yaşam biçimi haline getirmiş erkeklerin sayısı, belki bir elin parmaklarını geçmez.

Biz masa başında mangalda kül bırakmadan konuşmayı, klavye başında aslan kesilip yardırmayı seven bir toplumuz. Kadın hakları konusunda sağ görüşlü erkeklerin zaten bir taahhüdü olmadığı için onları konu dışı bırakıyorum. Ama sol cenahın erkekleri bu konuda sapır sapır dökülüyor işin aslı. Konuşurken hepsi aslan maşallah; yazarken hepsi duyarlı. Hani kadın olsam, oracıkta öpesim gelir bu duyarlılık ve incelik karşısında. Öyle süslü kelimeler, öyle yılmaz bir savunuculuk... Oysa hayat pratiği hiç öyle değil.

Özellikle bu konuda en çok atıp tutan sosyalist/devrimci gruptan başlayalım. 8 Mart etkinliklerine müzisyen olarak katılırım çoğunlukla. Salon silme kadınla dolu olur doğal olarak. Sahne arası sigara içmek için dışarı çıktım bir gün. Oha! Dışarısı, kadınlar tuvaleti önü gibi. İçerideki kadından daha fazla erkek var kapı önünde. ÖDP'li bir abimizle konuşuyoruz. N'aber nasılsın faslında verdiği cevap çok ilginç: "N'olsun işte. Hanımı getirdik etkinliğe, 1-2 slogan atsınlar." Bu ne lan? Bu nasıl bir mantık? Yengeyi de tanıyorum. Aslında hiç öyle siyasi bir birikimi, altyapısı falan da yok. İlkokul mezunu, standart bir ev hanımı. Eve gittiğinde yine kocasının yemeğini hazırlayıp çamaşırını yıkayacak. Abimiz zaten o ilişkiden hoşnut. Dışarıdaki adamlara ve içerideki kadınlara baktım. Büyük çoğu, eşlerini kendi getirmiş, Etkinlik sonrası da kendi götürecek eve ve kadınlar yine kendilerine yüklenen ev işleriyle uğraşmaya devam edecek. Yani bir kadın, Kadınlar Günü etkinliğine bile tek başına gidip gelemiyor da kocasının izin verdiği sınırlarda ve onun himayesinde gerçekleştiriyor bu aktiviteyi. Bir parantez açalım ama burada, haksızlık da olmasın. Uzak yerlerden gelenler var örneğin etkinliğe ve etkinlik de akşam saatlerinde yapılıyor. Ulaşım sorunu, kadının araba kullanmayı bilmemesi, saat itibarıyla belki güvenlik kaygısı gibi nedenlerle erkeklerin eşlerini getirmesi normal. Bu, anlaşılabilir bir şey -ki, akşam belli bir saat sonrası kız arkadaşlarım için ben de benzer bir korumacı tutum içine girerim. Benim eleştirdiğim şey, olaya bakış ve yaklaşımla ilgili. Aradaki farkın anlaşılabildiğini umuyorum. Kapadık parantezi.

Eğitim Sen'e giderim sık sık. Sosyalist öğretmenlerden oluşan eğitimci sendikası malum. Sendikanın bir lokali var. Bildiğiniz Sivaslılar kıraathanesi gibi lokal. Erkekler ya okey oynuyor, ya iskambil, ya da içki masasında sohbet. arada genç ve bekar kadın öğretmenler gelir, 1-2 bira içer. Eşleriyle beraber gelen 2-3 öğretmen var bir de. Diğerleri? Diğerlerinin de eşleri çoğunlukla öğretmen. Gündüz birlikte çalışıyorlar. Akşam olduğu zaman kadınlar ev işi ve çocukla ilgilenirken, erkekler lokalde keyif yapıyor. Ama konusu açılsa, hepsi Duygu Asena'dan daha feminist!

Ev işleri ve çocuk demişken... Sözcüklere çok takılan ve sözcükleri çok önemseyen bir insanım. Çünkü insan sözcüklerle düşünür ve düşündüklerini sözcüklerle anlatır. Dolayısıyla bir insanın kullandığı sözcükler, aslında onun bilinçaltını da gösterir. Bu ev işleri konusunda da kullanılan sözcüğe, sözcüklere çok dikkat ederim. Kadın erkek eşitliği konusu açıldığında, çoğu erkekten "Aaa tabiİ canım, ben evde eşime mutlaka yardım ederim" sözünü duyarız. Şimdi... Kadınla erkek arasında iş bölümü yapılmıştır, erkek çalışacaktır ve kadın da ev işlerinden sorumlu olacaktır, buna bir şey diyemem. Böyle bir durumda erkeğin zaten ev işine yardımcı olmak gibi bir misyonu yoktur, yapmak zorunda olmadığı halde yapıyordur, kendi seçimidir vesaire... Kadın ve erkeğin çalıştığı bir ilişkiyi değerlendiriyorum. Karı koca birlikte çalışıyorlar. Erkeğin ev içindeki durumu sorulduğunda, "Ben evde de eşime yardımcı oluyorum" diyor erkek. Hatta kadın da destekliyor bazen; "Yok canım, şimdi Allah için evde yardım ediyor." Fiile dikkat ettiniz mi? Yardım etmek. Kime yardım edilir? Asli işini yapmakla yükümlü olan birine, işini hafifletmek için yardım edilir. Yani kendisi gibi gündüz çalışan kadına akşam da ev işinde yardım ettiğini söyleyen bir erkek, "Aslında bu işler onun işi ama ben de ucundan tutarak lütufta bulunuyorum" diyor bilinçaltında. Yani kadına yüklediği bir görev var erkeğin, bilinçaltında öyle eşitlik meşitlik de tanımıyor, ama lütufkâr bir edayla "Al da gözün insanlık görsün" diyerek bir nevi jest yapmış oluyor. Yani bu yardım etmek fiiliyle aslında bir iyilik yaptığını vurgulayarak, kadını durduk yere borçlu hissettirip kendisine minnettar olmasını sağlıyor. Evet, bence de iğrenç bir bilinçaltı...

Geçen yerel seçim dönemi. HDP'nin bir ilçedeki seçim çalışmasını yürüten bir arkadaşın dükkânında sohbet ediyoruz. Akşam saatleri. Eş başkanlık sistemini, kadın adaylara verdikleri önemi, erkek egemen anlayışın yıkılması gerektiğini anlatıyor arkadaş. Telefon geldi. Eşi arıyor. Ne yemek yapılacağını soruyor hanım, "Ne istersin, ne pişireyim?" biçimli. Arkadaş sayıyor bir şeyler, kapatıyor telefonu. Yemek saati geliyor, biz de dükkânı kapatıp çıkacağız birazdan. Sordum;

- Eşin çalışıyor mu?

+ Evet. O da yeni gelmiş işten. Yemek hazırlayacak. Ben de çıkayım, Birkaç bir şey alıp yardım etmem lazım.

- Kaç yıllık evlisin?

+ Dört.

- Dört yılda bir kez bile, "Eşim eve gelmek üzeredir. Gideyim de yemeği yetiştireyim" diye bir şey geçti mi aklından?

O an bir mavi ekran verdi arkadaş. Devam ettim:

- Hiç, "Bugün ne yemek yapsam?" gibi bir kaygın oldu mu çalışırken?

Gülmeye başladı. Hani suçüstü yakalanan veya bir ayıbı ortaya çıkan insanda pişkince ama bir o kadar da mahcup bir gülüş, daha doğrusu bir sırıtış olur ya, aynen öyle sırıttı. Düşünüp kendini sorgulamaya başladı.

Bu çok iyi bir testtir bir erkeğin kadına ve kadın haklarına, kadın erkek eşitliğine bakışı konusunda. Yardım etmek fiilini falan da geçin. Karı koca çalışılan bir evlilikte eğer eve gidip yemeği bir an önce hazırlamak, yetiştirmek kaygısı sadece kadının kafasında varsa, erkek sakın ola ki eşitlik mücahidi kesilmesin boş yere. Yok, erkeklerin kafasında yemek, bulaşık, çamaşır, temizlik, ev işine dair "Eşim işten gelmeden ben yapmalıyım", "Aman oyalanmadan eve gideyim, hanım gelir birazdan, yemeği yetiştireyim" gibi bir kaygı yok! Bu olmadığı sürece de masa başı atıp tutmaları, klavyede süslü cümleler kurmaları tamamen göstermelik davranmaktan ve aslında içten içe kadınları etkileme çabasından daha fazla bir anlam ifade etmiyor.

Yani hamaset yaparken gayet başarılıyız erkek olarak ama anlattıklarımızı içselleştirip yaşama biçimi haline getirmediğimiz de bir gerçek. Nitekim bilinçaltlarında yatan erkek egemen anlayış, bir süre sonra ilişki içinde kadını bastırmak, sözlü ve/ya fiziki şiddet olarak çıkıyor ortaya.

Velhasıl; kadına yönelik şiddete karşı çıkmakla, "Kadına el kaldırılır mı ulan" demekle, mutfakta kadın yemek yaparken salata hazırlıyor olmayı marifet saymakla olmuyor o eşitlik anlayışı. Ferhan Şensoy, çevrecilik konusundan bahsederken şöyle der: "Türkler, arabanın camından yola bira şişesi atmamayı çevrecilik sanıyor. Atmanın bir ayılık olduğunun bilincinde değiller." Hah işte, özellikle bizim ülkedeki erkeklerin durumu da tam olarak böyle.

Yok mu peki bunu gerçekten, ama gerçekten içselleştirerek yaşam biçimi haline getirmeyi başarmış erkekler? Bir elin parmakları kadar işte, daha fazla değil. Geri kalan çoook büyük çoğunluk, büyük bir samimiyetsizlik içinde.

Ne kadar bilinçli, ne kadar farkında ve ne kadar aydın bir adamım, di mi? Evet, ben de kadın olsam, bunları okuyunca bana hayran olurdum muhtemelen. Hiç öyle değil be güzelim. Benim, bu anlattığım belki %90'lık, 95'lik erkek kitlesinden tek farkım, olsa olsa aynı samimiyetsizliğe dahil olmayışım olabilir. Evet, o bilinçaltına da indim, kendimle de yüzleştim, yazdıklarımın hepsini içselleştirmeye de çalıştım ama... ama'sı var işte. Onu yıkabilmek, yıllar içinde oluşmuş o bilinci komple söküp atabilmek kolay değil. Ki ben bir de daha avantajlıydım bu konuda. Üç kardeşin tek ve en büyük erkeğiyim. Annem hiçbir zaman erkek egemen bir anlayışla yetiştirmedi beni. Yani kız kardeşlerime, "Abin su istiyor, kalk su getir" denmedi bizim evde. Tam tersine, "Kalk kendi suyunu kendin al" dendi. İki kız kardeşimin üzerinde de öyle abi hakimiyeti kurmadım; "Şunu giyemezsin, oraya gidemezsin" gibisinden bir ilişki olmadı aramızda. Yani bizimkiler, böyle bir şeyi desteklemedikleri gibi, asla da izin vermediler. Ama buna rağmen, özellikle ergenlik dönemimde, yine de erkek üstün anlayış mekanizması harekete geçti bende; özellikle de bir küçüğüme karşı. Bunu yıllarca çok düşünmüşümdür, neden diye. Aslında gayet doğalmış. Dedem, babaannem, anneannem (ki onların da ilk torunuyum ve baba tarafındaki tek erkeğim) aşırı pohpohlamışlardı beni çocukken. Ek olarak dedemin babaanneme yaklaşımı, hatta bana kardeşlerim üzerinde hakimiyet kurmama izin vermeyen babamın anneme olan yaklaşımı ve çocukluğumdan beri bunları izleyişim, üstüne bir de toplumsal roller falan derken, o baskın anlayışın daha çocuklukta oturmuş olması hiç şaşırtıcı değil.

Bunca farkındalığıma (ulan bu sözcükten de nefret ediyorum ya neyse...) rağmen hâlâ ve hâlâ bilinçaltımda ev işlerinin aslında kadında olduğunu, biz her şeyi yukarıda anlattığım şekilde paylaşsak bile bu yaptığımın kadın tarafından bir lütuf olarak algılanmasını istediğimi de farkettim. Bunu yok etmek için de epey bir uğraştım, uğraşıyorum. Sonuç konusunda henüz bir şey söyleyemiyorum.

Bunun böyle olmasında kadınların da büyük payı var elbette. Örneğin arkadaşlarla evde toplanırız, kadınlı erkekli 10-15 kişi oluruz. Ben gitar çalacağım için zaten "Üstat sen otur, senin işin ayrı" denilerek bir iş yaptırılmaz bana ama, genel tablo şu şekilde olur: Masa hazırlanacak di mi? Kızlar kalkar hemen ayağa, erkeklere "Siz karışmayın, biz iki dakikada hallederiz" derler. Erkekler genelde masada kalır, birisi mangalla ilgilenir, kızlar masa hazırlar. Çocukluğumdan beri nefret ettiğim tablonun tam içinde bulurum kendimi böylelikle. Bizimkiler akrabalarla toplanıyor diyelim. Erkekler balkonda rakı masasına oturur, kadınlar sürekli mutfakta bir şeyler hazırlayıp masaya servis yapar, biz çocuklar da ya salonda takılırız, ya evin önünde oynarız. Kadınlar, o işlerle uğraşırken ayaküstü sohbet eder, arada boşluk kalırsa salonda otururlar. Balkondan bağırır biri, "Ayşeeee, buz bitti." Ayşe Teyze, biten buzu yeniler. Az sonra başka bir ses, "Fatmaaaa, şu tabağı alsana." Fatma Teyze o tabağı alıp temiz tabak bırakır yerine. Nefret ettim bundan. Hep, "Büyüdüğümde asla böyle olmiicam. Karılarımız da bizimle beraber oturup yiyecek, içecek. Buzumu da gidip kendim alıcam" derdim. E, şimdi biz niyetleniyoruz işin ucundan tutmaya, kızlar zorla oturtuyor bizi masaya. Ben şimdi o bilinçaltını nasıl temizleyeceğim sorması ayıp?

Sevgililerim genelde hamarat, mutfak işlerinde gayet başarılı, epey hünerli kadınlardı. Yemek yapılacak evde, ben de işe girişeceğim, hemen uyarı, "Dur, sen karışma. Ben hallederim hızlı hızlı. Otur sen, sohbet ederiz bir yandan." İtiraz edecek olursam, "İyi bari, sen tabakları falan götür. Yardım etmiş olursun" cevabı. Bir de bunun üstüne iltifat alıyorum, "Çok düşünceli, ince bir adamsın" şeklinde. Böylelikle aslında lütufta bulunduğum fikri iyice yerleşiyor bende. Bu şekilde üst üste üç sevgiliden sonra dördüncü sevgilide bu kez ben bir işe el sürmeyince kavga çıkıyor. Neden o yemek hazırlarken ben oturup onu seyrediyormuşum? Ulan vicdansızlar, bir karar verin de ne bok yiyeceğimizi bilelim! Ailesiyle kalan sevgilim olur, evime gelir, ille bir yeri temizler. Kızım bırak, yapma şunu. Ama salon dağınıkmış, odamın silinmesi gerekiyormuş. Ya bırak işte, ben yapıyorum. Hiç olur muymuş.... Lisedeyken annemle kavga ederdim böyle.

- Yaa anne, odamı niye topladın?

+ E, dağınıktı evladım.

- E bırak, dağınıksa ben toplarım.

+ Üç gün oldu toplamıyorsun ama.

- Anne, güzel annem... Üç gün toplamam, beş gün toplamam ama altıncı gün toplamak zorunda kalırım. Sen her gün gelip topladığın için ben toplayamıyorum zaten. Bırak, alışayım şuna. İyi bir şey yapmıyorsun bana.

Annem önce tamam der, üç gün sonra yine aynı. Böylelikle, işlerimin bir kadın tarafından yapılmasına iyice alışıyorum. Alıştım da zaten. Sevgililer de öyle sağ olsunlar.

Demem o ki, erkeğin bu bilincinin oluşmasına en büyük katkıyı kadınlar sunuyor. Erkeklerse hiç bunlarla yüzleşmeden, gayet süslü cümlelerle nasıl eşitlikçi olduklarını anlatmaya çalışıyor kadınlara. E, samimiyetsizlik bu, ikiyüzlülük.

Heeeeee, kadınlar... Şimdi bir de gelelim size. Okurken "Oh! Ne güzel de sıçtı erkeklerin ağzına bıraktı" falan dediyseniz, ikiyüzlülük konusunda erkeklerden baha beter bir yerde olduğunuzu söylemem gerek size de.

Erkeğin üstün olduğunu başından kabullenen, ev işleri vs gibi işlerin kadının görevi olduğunu kabullenmiş ve bu şekilde yaşayan kadınlara bir şey söylemiyorum. Onlar gerçekten tutarlı yaşıyor. Lafım, kadın erkek eşitliğini savunan, "Ev işleri kadının görevi değildir" diyen, kadına bu tür misyonlar yüklenmesine karşı çıkıp hayatın müşterek yaşanması gerektiğini söyleyen tiplere...

Basit bir örnek: Evliyiz, karı koca birlikte çalışıyoruz. (Yaa kızım misal veriyoruz burada. Evli falan değilim. Lan durduk yere kısmeti kapatıp dükkânın bereketini kaçırmayalım). Bir arabamız var, karı koca birlikte kullanıyoruz. Arabanın kadında olduğu bir gün telefon gelir;

- Aşkım yaaa... Bu sileceklerin suyu bitmiş.

+ E dolduruver bi'zahmet?

- Ben anlamam ki.

+ Kullanmayı biliyon ama?

- İyi de, bunlar erkek işi!

Efendim? İşitmedim? Heeee, bunlar erkek işi... Akşam evde konuşuruz erkek işini. Anca o kontağı çalıştır, sür götür. Bir günden bir güne kaputu açmak yok, arabanın yağını suyunu kontrol etmek yok, periyodik bakımını yaptırmak yok, arabada bir bok olacak olsa, "E ama aşkım, bunlar erkek işi!" O zaman ben tv karşısında gazetemi okuyup masanın hazırlanmasını beklerim aşkım; o da kadın işi!

Hayat müşterektir, deyip bütün ev işlerine sizi eşit şekilde ortak eden kadın, bir akşam çemkirir salonda;

- Yaa, mutfaktaki musluk su damlatıyor. Baksana şuna.

+ Sen niye bakmıyorsun?

- İyi de, o erkek işi.

+ Hayat müşterektir aşkım. Ben de gündüz senin gibi canım çıkana kadar çalışıyorum. Alet dolabını aç, boru anahtarı var orada. Kolay gelsin tatlım.

Başka bir gün evin bozulan prizleri için usta çağırmak gereklidir. Hayatın müşterek olduğunu söyleyen karınız arar sizi;

- Bi elektrikçi bulsana. Şu prizleri yapsın.

+ Sen niye bulmuyorsun?

- Ama bu erkek işi!

+ Hayır şekerim, erkek işi diye bir şey yok. Bu, tamamen toplumsal baskılarla oluşturulmuş bir bilinç. Her birimize biçilmiş roller var ve bu rolleri oynamamız isteniyor. Oysa biz ne yapıyoruz? Bu köhneleşmiş kalıpları reddediyoruz. Bir erkek de pekâlâ ev işleri yapabildiği gibi, bir kadın da aynı şekilde erkek işi diye şartlandırılmış işlerin üstesinden başarıyla gelebilir. İnternete girip bizim eve en yakın elektrikçiyi arayarak başlayabilirsin bu iç devrimine. Hadi bakiim hayatım, kolay gelsin!

Hele öyle "Ay sen de bir şey söylesene yaaa... Bir de erkek olcek!" kezbanlığına falan hiç girmiyorum bile. Bu kadar ilkel bir dili kullanan kadından zaten uzak durmak gerekir.

Anlayacağınız, kadınıyla erkeğiyle hep beraber dökülüyoruz bu kadın erkek eşitliği konusunda. Bizlerin tam ve gerçek anlamda o bilinç düzeyine ulaşması için birkaç yüz yıl daha geçmesi gerekiyor.

Ulan ya da bunlarla hiç uğraşmayıp mağarada kalsaydık zamanında, acaba daha mı iyiydi? Görev bölüşümü ve işin tanımı belliydi en azından!

Ekleme: kadınların ikiyüzlülüğünü sayarken önemli bir maddeyi yazmayı unutmuşum: Alışveriş! Kadındaki eğilim genelde şu yönde: alır eline kağıdı kalemi, bir alışveriş listesi hazırlar, tutuşturur erkeğin eline, "Sen şunları al gel." Neden? Prensesimiz yorulmayacak çünkü, eşya taşımakla uğraşmayacak. Bunlar erkek işi. Ben o mutfak alışverişine tek başıma gittim mi? Gittim. İş bölümü gereği de mutfaktaki işler aynen ellerinden öper bitanem.

Feminist geçinen kadınlardaki asıl yaklaşım da şu: Erkeği, ev işlerinin bütününe tamamen ortak bir şekilde dahil etmek, ama kendisini yoracak, zorlayacak işlerden kaçarak bu angaryaları erkeğin üstüne yıkmak. Oldu canım. bulursan getir, beraber öpelim.


(1 Şubat 2015 - Ekşi Sözlük)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme