ANA SAYFA

30 Ağustos 2016 Salı

Kadın Özgürleşmedikçe


Kadın ve kadının özgürleşmesi konusu üzerinde neden önemle durduğum sorulur sık sık.

Çünkü devrim gibi müthiş lezzetli bir düşümüz, bir idealimiz var. Tüm ezilenlerle birlikte bu ezici düzeni alaşağı edip yerine kimsenin ezilmediği özgür bir dünya inşa etmenin düşünü kuruyoruz tutkuyla. Kadınsa, tüm o ezilen gruplar içinde ayrıca ezilen, dünyanın her yerinde ezilen, en çok ezilen en büyük grup. Eğer ezilenden yana saf tutuyorsak -ki devrimci olarak tuttuğumuzu iddia ediyoruz- en çok ve en acımasızca ezilen kadının yanında durmamız, zaten önceliğimiz olmalı. Ayrıca kadını özgürleştirmedikçe gerçek bir devrim asla olmayacak! Kadını özgürleştirmenin yoluysa erkeğin içindeki o "errrrrrrkek"in ezilmesinden geçiyor. O yüzden;

Önce erkeğin o egosunun üzerinde yürüyeceksin ayakkabılarınla. Ayaklarının altında böcek gibi ezilecek. Tutup ellerinle sağından solundan çekiştirecek, yıpratacak ve hatta iğdiş edeceksin o "errrrrrrkek"i.

Elinde balyozla bir züccaciye dükkanına girer gibi gireceksin içine. Duracaksın dükkanın tam orta yerinde. Yıllarca biriktirdiği o kristal, o değerli, o ışıl ışıl parlayan camlara, camdan raflara, duvardaki aynalara bakacaksın. Az sonra içinde kopacak fırtınayı baştan biliyor olmanın keyfiyle, kararlı ama sakin bir tebessüm yayılacak yüzüne. Balyozu sıkıca kavrarken parmaklarınla, hınzır hınzır gülümseyip bakacaksın o kristalllere, camlara.... Derin bir nefes alıp kaldıracaksın başını yukarı ve hızla indireceksin balyozu önündeki camdan rafa! Büyük bir şangırtı kopacak. Özgürlüğün ezgisini duyacaksın o şangırtıda. Gözünün gördüğü ne varsa içeride, balyozu patlatacaksın tepesinde. O kopan şangırtı daha da coşturacak seni. Vuracaksın balyozu ve camlar uçacak havada. Uçuşan her bir parçacıkta erkeğin darmadağın olan "errrrrrrkek"liğini göreceksin.

Kutsal tapınakları, devasa binaları patlatır gibi patlatacaksın erkeğin içinde ilkel ne varsa. Dibine yerleştirdiği dinamitler patladığında paramparça olacak bina. Şehri kuşatmış sıra sıra binalardan her biri gürültüyle çökerken havai fişekler patlayacak yerlerinde, bir parça daha açılacak gökyüzü. Her çöken binadan sonra başını kaldırıp göğe bakacak, özgürlüğün kokusunu derin derin çekeceksin ciğerlerine.

Acımayacaksın! Un ufak edeceksin! Kırdığın, ezdiğin, parçaladığın, patlattığın her bir parçasının ardından dans edeceksin şarkı söyleyerek. Özgürlük tutkusu kaplayacak bedenini, ruhunu...

Öpüldüğünde prense dönüşmüyor madem bu biçimsiz kurbağa, o halde sen de vurarak güzelleştireceksin. Vuracaksın; ta ki o çirkinliğinden geriye hiçbir şey kalmayıncaya dek.

İşte o zaman ortaya çok güzel bir şey çıkacak. Cinsel olarak erkek, sosyal olarak insan bir varlık çıkacak ortaya. İşte o zaman erkek de kadın da özgürleşmiş olacak. Kadının özgürleştiği bir dünyanın ne kadar güzel olabildiğine şaşkınlık ve hayranlıkla bakacaksın. Sokaklarında gecenin bir vakti kol kola girmiş kadınların şen şakrak kahkahalar atarak yürüdüğünü gördüğün şehrinin ne kadar muhteşem olabildiğine sen bile inanamayacaksın. Yolda, vapurda, trende, barda, parkta tek başına korkmadan istediğini yapabilen kadınların yüzlerindeki tebessümün, gezegeni ne kadar keyifli bir yer haline getirdiğini izleyeceksin huzurla. Dünya güzelleşecek, sen güzelleşeceksin, her şey güzelleşecek...

İşte o zaman gerçek bir devrim yapacaksın! Önünüzde hiçbir şey duramayacak. El ele verip yürüyeceksiniz hepimizi ezen bu çarkın dişlililerini kırmak için. Hepimiz kurtulacağız zincirlerimizden. Özgürleşeceğiz...

Kadın özgürleşmeden, devrim de yok özgürlük de!


4 Ağustos 2016 Perşembe

Durakta



Durakta beklerken, kulaklıktan bir ses yükselir; What if god was one of us... (Ya tanrı içimizden biriyse?)

Bazen sırf bu soru için durduk yere binerim otobüse.

Hakkaten lan, ya içimizden biriyse? Otobüsteki yabancıysa mesela?

Bindim otobüse. Şoförün tipine baktım. Cıks... bu olamaz. Baksana abi şu tipe, bariz cemaatçi bu. "Pasaklı" diyor şarkıda; şu olabilir mi acaba? Ya da "büyük" dediği için şu 1.90'lık yarma? "İyidir" de diyor ama; kesinlikle ikinci sırada oturan kumral güzellik olmalı. Tabii ya, baksana surata, cennetten geldiği çok belli bunun.

Ben böyle mal mal "Acaba hangisi" diye etrafıma bakarken, cemaatçi tipli şoförün sorusuyla kendime geldim:



- Bilaader, bilet atmıyo musun?

Hay... Kumral güzellik de bana bakıp güldü, iyi mi! Tanrıyı bulucaz derken rezil olduk gene...

Yanımdaki bıyıklı, gözlerimin içine derin derin bakmaya başladı birden. Bunun iki anlamı olabilirdi; ya "Aradığın benim" diyen tanrıydı bu, ya da bana yazmaya niyetlenmiş bir eşcinsel. Hayır hayır, bu oydu... Gözleriyle onay verircesine başını öne doğru salladı çoook hafif biçimde.

- Kime diyorum? Yok mu biletin?

Bu kez daha fazla sayıda kafa döndü bana. Yok işte, bilet almayı unutup dalmışım otobüse. Şarkı dönüp durmaya devam ediyordu kafamda; "Tek soru şansın olsaydı, ne sorardın?"... Otobüsteyim, tanrıyla karşılaşmışım ve tek soru hakkım var. Ne sorabilirim ki otobüste;

- Hacım, fazla biletin var mı?

Harika! Tanrıya sorulacak tek soru hakkımı da böyle harcamış bulundum.

- Akbil bassam olur mu?
+ Olur olur, ver.

Diritiid diitt....

- Teşekkür ederim.
+ Parası?

Parası mı? Parası mııı???? Püüüü... Ulan bu İstanbul tanrıyı bile bu hale getirmişse amına koyim ben böyle İstanbul'un! Uzattım bozukları.

- Eyvallah.

Bırak yaa bırak, ne eyvallahı?!?! Tanrı olmuşsun ama adam olamamışsın adaamm!!! Orada anladım "Yeaaah yeeaaah, god is good" vs ile ne demek istediğini. "He anam he, tanrı büyüktür, iyidir, he" gibisinden sarmış ince ince.

- Eee... Ben teşekkür ederim.

Tabii oğlum, ne olur ne olmaz. Terslenmeye de gelmez şimdi, ben totoyu sağlama alayım da... Tip tip baktı bana. Anladı mı lan acaba içimden geçeni? İyisi mi ben şöyle ufak ufak ilerleyeyim arkaya doğru.

"Eve gitmeye çalışan bir yabancı..."

Evet, en iyisi nereye gittiğini sorup emin olmak. Tekrar ön tarafa ilerledim.

- Afedersiniz, eve mi gidiyorsunuz?
+ Sana ne lan?
- Hayır yani, tanrıysanız diye sordum.
+ Ne diyosun lan sen?
- Tanrı değil misiniz?

Donk çitonk smock tock ... @!%&!=@+%&-

Şarkı bitti ve tam o an otobüs geldi. Sağıma soluma baktım, hala duraktayım. Otobüse doğru iki adım atıp durdum. Kafamda hâlâ nakarat yankılanıyor: What if god was one of us. Şoför, binip binmeyeceğimi kestirmeye çalışarak bana bakıyor;

- Karar ver. Binecek misin binmeyecek misin?

What if god was one of us?

Bırak yaaa, başlarım otobüsüne de yabancısına da.

- Yok, gelmiyorum.
+ Deli midir manyak mıdır nedir yaaa....

What if god was one of us?

- Taksiiiiiii...

Aynadan taksi şoförünü kesiyorum. "Tanrının bir adı olsaydı, acaba ne olurdu?"...

- Afedersiniz, adınız neydi?